Kar Leoparı Nasuh Mahruki’nin Başarı Hikâyesi

“İnsanoğlu, yeryüzü üzerinde var olduğundan bu yana yaşadığı mekânı hep merak etmiş ve daha yakından tanımak istemiş. Muazzam bir esneklik, hareket kabiliyeti ve uyum yeteneği, ona bu dünyayı keşfetme yolunda hep yoldaşlık etmiş.” — Nasuh Mahruki
Nasuh Mahruki, 1992 ile 1994 yılları arasında hepsi 7.000 metreden yüksek olan en yüksek beş eski Sovyet dağına tırmanarak Rusya Tırmanma Federasyonu’ndan “Kar Leoparı” unvanını aldı. Mahruki, 17 Mayıs 1995’te Everest Dağı’nın zirvesine (8.848 m) ulaşarak bunu başaran ilk Türk ve Müslüman oldu. 1996’da yedi kıtadaki “Yedi Zirve”ye tırmanışını tamamladı.
“En önemli seçim kendimiz olmayı seçmemizdir. Bu dünyada sizden sadece bir tane var. Yaşamın bizden beklediği budur: Olabileceğimizin en iyisi olmak.”
Mahrûkîzadeler: Köklü Bir Soyun Hikâyesi
Everest Dağı’nın zirvesine çıkan ilk Türk unvanına sahip olan Ali Nasuh Mahruki, 21 Mayıs 1968’de İstanbul’da doğdu. Nasuh Mahruki’nin adı ve soyadı, Sultan II. Mahmud döneminde Kaptan-ı Deryalık yapmış olan Nasuhzade Ali Paşa’ya dayanıyor. 1822 yılında Sakız Adası’nda Rumların çıkardığı isyanı bastırmakla görevlendirilen Kaptan-ı Derya Ali Paşa, bir Yunan isyancının gece karanlığından yararlanıp gemisine bomba yüklü bir tekne sevk etmesiyle çıkan yangında şehit olur.
Ali Paşa’nın nesli bundan sonra “ateşte yanmış” anlamına gelen “Mahrûkîzadeler” lakabı ile anılmaya başlar. Ali Paşa’nın oğlu Mehmet Ali Bey, Sultan Abdülmecid’in mabeyn başkatipliğinde bulunmuş; onun oğlu Eşref Cafer Bey ise Galatasaray Lisesi, Mekteb-i Mülkiye ve Sorbonne Üniversitesi’nde eğitimini tamamlamıştır. Eşref Cafer Bey’in oğlu Ali Cevat Mahruki inşaat mühendisi olup Garanti Bankası’nın kurucuları arasındadır. Onun oğlu Cafer Cem Mahruki ise Nasuh Mahruki’nin babası olup Türk Nümismatik Derneği’nin başkanlığını yapmıştır.
Dağcılıkla Tanışma ve Han Tengri Serüveni
Nasuh Mahruki, Şişli Terakki Lisesi’nin ardından 1992’de Bilkent Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun oldu. Dağcılık sporuyla 1988 yılında Bilkent Üniversitesi Doğa Sporları Topluluğu’nda tanıştı. O yıllarını bir röportajında şöyle anlatıyor:
“Üniversitedeyken Türkiye’nin 8000’e çıkan ilk dağcısı olmayı kafaya koymuştum. Daha önce 8000’lik dağları hedefleyen bile yoktu. Dolayısıyla Türkiye’de bir bilgi birikimi de oluşmamıştı. Benim derdim bu işi başarmaktı. Fakat nereden başlayacağım? Nasıl yapacağım? Nereden gideceğim? Hiçbir fikrim yoktu, çünkü kimsenin fikri yoktu. Bir yandan kendi imkânlarımla araştırmalara devam ederken bizim okula misafir gelen bir matematik profesörüyle tanıştım. Dağcılık yapıyormuş. Kulüpteki haftalık toplantılarımızdan birine katıldı, St. Petersburg’da dağcılık yaptığından bahsetti. Daha sonra onun ekibinin, benim de mezun olduğum yaz Han Tengri Dağı’na tırmanışa gittiklerini öğrendim. Kovalasam bile karşıma çıkan bir fırsat yok, ben de katılıp katılamayacağımı sordum. ..
O güne dek 4000 metreye yaklaşan Kaçkar ve Erciyes’e çıkmıştım. Metabolizmamın yüksek irtifaya nasıl bir tepki vereceğini bilmiyordum. Ve dahası yüksek irtifa dağcılığı hakkında, tırmanırken müthiş bir soğuk ve git gide azalan oksijen tehlikesi dışında en ufak bir fikrim yoktu. Bu tırmanışa karar verdiğimde benimle gelmeyi düşünen yedi sekiz dağcı vardı ama tarih yaklaştıkça hepsinin bir engeli çıktı ve sonunda o uçağa yalnız ben bindim. Artık tek odaklanmam gereken şey Han-Tengri’ydi….
Mezun olduktan üç hafta sonra, diplomamı cebime koyup yaklaşık 500 dolara Kazakistan’ın yolunu tutmuştum! Oradan Kırgızistan’a geçtik ve hayatımda ilk kez gördüğüm Rus dağcılarla birlikte, Han Tengri Dağı’na tırmanan ilk Türk oldum. Bu yüksek irtifada ilk testimdi ama daha fazlasını yapabileceğimi anladım.
Han-Tengri, zorlu, soğuk, yüksek ve o güne dek kendimle girdiğim en büyük mücadeleydi. 6400 metrede kırılan kramponum, onu iple ve telle bağlayıp tırmanışa devam edişim ve sonunda zirvede bitkin bir acıya bulanmış mutluluk ve başarıyı aynı anda yaşamak.. Dönüş yolunda tamamen parçalanan kramponum nedeniyle tek kramponla indiğim 1000 metre ve sonucunda hissedemediğim ayak parmaklarımın donmaya yüz tutması.. İki hafta acıdan yürüyememek ve bir buçuk ay parmaklarımın yerinde olup olmadığını hissedememek. Her şey bir yana; Han-Tengri’ye çıkan ilk Türk dağcısı olmak, zirveye bayrağımızı dikmek ve 1992 yılında henüz 24 yaşındayken Türkiye’nin en başarılı dağcısı seçilmek hepsine değdi.”
Everest Yolculuğu ve “Dünyanın Zirvesi”
Ve tırmanışlar tırmanışları kovalıyor. Mahruki, 1992 ile 1994 yılları arasında 7.000 metreden yüksek olan Asya’daki en yüksek beş eski Sovyet dağına tırmanarak Rusya Tırmanma Federasyonu tarafından verilen “Kar Leoparı” unvanını kazanıyor. Fakat onun hedefi daha yükseklerde, Everest’in zirvesinde… Bunun için yaklaşık bir yılını hem dağlarda hem de İstanbul’da yoğun antrenmanlarla geçiriyor. Bebek yokuşunu bisikletle çıkıp, her gün 25 km bisiklet kullandığını söylüyor. Bir yandan kondüsyonunu güçlendirmeye çalışırken diğer taraftan Everest’e tırmanmanın ciddi maliyetini üstlenecek bir sponsor arayışının içinde. Tanıdığı tanımadığı herkese, dönemin başbakanı da dahil, Everest’e çıkan ilk Türk olmak istediğini belirttiği bir mektup yazıyor. Ancak mektuplara cevap yoktur. Nihayet Yapı Kredi Bankası sponsorluğu kabul ediyor ve dünyanın zirvesine doğru yola çıkıyor. Takvimler 17 Mayıs 1995’i gösterirken Mahruki 8.848 m yükseklikteki Everest Dağı’nın zirvesindeydi ve bunu başaran ilk Türk ve Müslüman olmanın gururunu yaşıyordu. “Bir Hayalin Peşinde” kitabında o günkü duygularını şöyle anlatıyor Mahruki:
“Everest’in zirvesine Türk bayrağını dikerken tarifsiz bir mutlulukla hüngür hüngür ağlıyorum. Dünyadaki her şeyden büyük bu kütlenin zirvesinde, kumsalda bir kum tanesi kadar küçük bu bedenin ne kadar değersiz, önemsiz olduğunu ve iç disipliniyle, kararlılığıyla, tutkusuyla, sınırlarını zorlayarak hayallerinin ötesine geçen bu insancığın ne kadar değerli olduğunu görüyorum. Yaşamımda sorun ettiğim pek çok şeyin ne kadar anlamsız ve boş olduğunu, her şeyin ben olduğumu ve benim hiçbir şey olmadığımı, burasının son değil daha başlangıç olduğunu, yaşamanın çok ama çok güzel olduğunu ve dünyanın güzelliklerle dolu olduğunu fark ediyorum.”
Nasuh Mahruki acele etmeden hızla Everestle başladığı 7 Zirveler Projesini tamamlıyor. 7 kıtanın her biri farklı yükseklikteki yedi zirvesine tırmanıyor. 1996 yılında dünyanın yedi zirvesini fethetmiş en genç dağcısı ünvanını hak ediyor.
1999 Gölcük Depremi ve AKUT
Fakat o Türkiye’nin hafızasına Everest’in zirvesindeki ilk Türk olarak değil 1999 Gölcük Depremi ile kazınıyor. 1999 yılında 18.000 kişinin ölümüne yol açan Gölcük Depremi’nde yüzlerce canı kurtaran bir kahraman olarak ortaya çıkıyor. 1996’da sadece 7 gönüllü dağcıyla birlikte kurduğu Türkiye’nin ilk arama kurtarma ekibi AKUT, Gölcük depreminde gece gündüz demeden göçük altından 220 kişiyi kurtarıyor.
Nasuh Mahruki ve AKUT’un başarıları maalesef bazı siyasi çevreleri rahatsız ediyor ve korkunç bir karalama kampanyası ile karşı karşıya kalıyor. “Mahruki” soy isminin Türkçe olmadığı söylenerek soyunun Ermeni veya Yahudi olduğuna kadar akla hayale gelmedik medyada yazılar yazılıyor. O günler için şöyle diyor Mahruki: “Sağlam durarak bütün iftiraları ve karalamaları boşa çıkardık. Kamuoyunun önüne çıkmamız engellendi, haberlerimiz paylaşılmadı. Kurtarma yapıyoruz ama medyada yok. Yahut AKUT’un adı çıkartılarak, ‘kurtarma ekipleri’ diye geçiliyor. Sanki bizden başka kurtarma ekibi varmış gibi… O dönemler öyle geçti derken baktık ki hayat hep öyleymiş…”
Siyasi baskıların ardı arkası kesilmeyince Nasuh Mahruki, 2016 yılında kendi kurduğu AKUT’tun Yönetim Kurulu Başkanlığından, 2019 yılında ise Onursal Başkanlık görevinden de istifa etmek zorunda kalacaktır.
Dağların Dağı K2 ve Motosiklet Tutkusu
Tüm olumsuzluklara rağmen yerinde duramayan Nasuh Mahruki, 2000 yılında zirvesine çıkmaya çalışan her üç dağcıdan birinin yaşamını yitirdiği, son derece zorlayıcı olan Dağların Dağı K2 zirvesini hedefliyor. Ölümün soğuk yüzü ile karşı karşıya kaldığı bu tırmanışı “Yeryüzü Güncesi” kitabında şöyle anlatıyor:
“Zirveye tahminizden geç ulaştığımız için geri dönüşte hava karardı ve birbirimizi 8200 metrede kaybettik. Dönüş yolunda gücüm tükendi. Ara kampa 200 metre kalmıştı, ama öylesine yorgundum ki risk almayıp 55 derece eğimli bir buzulun üzerine oturdum… Yorgunluktan bayılmışım. Bir kaç kez uyandığımda, kaymamak için kramponlarımı yanlamasına buzula takmış ve kazmamı buza saplamış halde uyurken buldum kendimi. Bir kaç kere de kazmam kendi kendine gevşeyip saplandığı yerden çıktığı için, aşağıya doğru kayarken uyanıp, can havliyle hemen kazmamı saplayarak uyumaya devam ettiğimi hayal meyal hatırlıyorum. İnsanın kemiklerine kadar işleyen soğuğa ve oksijensizliğe rağmen tamamen tükenmiş bedenimle buzun üzerinde bütün gece dayandım…”
Nasuh Mahruki aynı zamanda motosiklet tutkunu bir gezgin. 1997 yılında, motosiklet ile Türkiye, İran, Pakistan, Hindistan, Nepal ve Sıkkım’ı içeren 21.000 kilometrelik bir yolculuğu var. 2002 yılında, Himalayaları motosikletle aşarak Batı Tibet’teki kutsal Kailash Dağını ve Everest dağının Ana Kampını ziyaret ediyor. 2004 yılında ise, Kuzey Hindistan’ın Himachal Pradesh, Ladakh, Zanskar ve Keşmir eyaletlerini içeren, “5602” ve “5328” metrelerle dünyanın en yüksek araç kullanılabilen yollarının aşıldığı bir motosiklet seyahati gerçekleştiriyor.
Gelecek Nesillere Miras: Doğada Liderlik
Birikimlerini Bahçeşehir Üniversitesi’nde iki yıl “Takım Çalışması ve Liderlik” dersi vererek, çeşitli gazetelerde köşe yazıları yazarak paylaşan Nasuh Mahruki, günümüzde 8-15 yaş arası çocuklara ve yetişkinlere yönelik Doğada Liderlik Kampları düzenleyerek tecrübelerini paylaşmaya devam ediyor.
Çocuk ve aile kamplarındaki aktiviteler ile, çocukların ve gençlerin kimliklerini güçlendirirken, çeşitli oyun, yarışma ve deneyimlerle fiziksel yeteneklerini ve kendi potansiyellerini daha iyi tanımalarını sağlıyor. Zorluklarla başa çıkabilmek için kendi güç, zeka ve yeteneklerine inanmayı, kendilerine ve ekip arkadaşlarına güvenmeyi öğreten kamp, doğa sever aileleri şehirden uzak, orman içerisinde, doğayla iç içe macera dolu deneyimlere davet ediyor.
Kaynaklar:
1) Sokrates Dergisi; https://socratesdergi.com/yazi/bu-gezegenin-cocugu
2) https://www.haddinias.net/post/everest-fatihi-nasuh-mahruki
3) https://www.biyografiler.com/kimdir/ali-nasuh-mahruki
4) https://w.wiki/CZrz
Koru Coaching Magazine, Sayı 9 – 2025 Ocak








0 yorum