Mardin’den Nobel’e Uzanan Bir Başarı Hikâyesi: Aziz Sancar

Mardin’den Nobel’e Uzanan Bir Başarı Hikâyesi: Aziz Sancar
Başarı çoğu zaman yüksek sesle anlatılır. Görünürlük, hız ve sürekli ilerleme kutsanır. Oysa bazı başarı hikâyeleri vardır ki gürültüyle değil; istikrarla, sabırla ve karakterle inşa edilir. Aziz Sancar’ın hikâyesi tam olarak böyle bir başarıyı temsil eder.
Çocukluk ve İçsel Disiplin
8 Eylül 1946’da Mardin’in Savur ilçesinde, okuma yazma bilmeyen bir ailenin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya gelen Aziz Sancar’ın yaşamı; imkânlardan çok yön duygusunun belirleyici olduğu bir karakter inşasını gösterir.
Çocukluğu, ailesiyle birlikte meyve ve sebze yetiştirdikleri bir vadide geçti; en güzel anıları, baharda çiçek açan badem ve erik ağaçlarıydı. Tarla işlerini ve ceviz hasadını pek sevmese de kardeşiyle birlikte kaçak oğlakları gütmekten keyif alırdı.
Eğitim hayatı boyunca Mardin’de hep sınıf birincisiydi; lise ikinci sınıftaki kimya öğretmeninden etkilenerek kimyacı olmaya karar verdi. Aynı zamanda hızlı refleksleri sayesinde başarılı bir kaleciydi ve takımı tarafından sık sık omuzlarda taşınırdı. Lise yıllarında futbola tutkuyla bağlıysa da boyunun kalecilik için yeterli olmadığını fark edince bu hayalinden vazgeçti. Bu küçük gibi görünen detay, önemli bir karakter göstergesine işaret eder: Güçlü ve zayıf yönleri gerçekçilikle değerlendirebilmek ve enerjiyi daha güçlü bir alana yönlendirebilmek.
Tıp Eğitimi ve Doktorluk Dönemi
Arkadaşlarının ısrarıyla İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi sınavına girdi ve kazandı. Küçük bir kasabadan gelmesine rağmen başarılı olabileceğini kanıtlamak için çok çalıştı; tıp fakültesinin son yılında biyokimyacı olmaya karar verdi. 1969’da fakülteyi birincilikle bitirdi.
Mezuniyetin ardından memleketi Savur’un Sürgücü köyüne doktor olarak atandı. Maaşının büyük bölümünü hastalarına ilaç, çocuklara oyuncak almak için harcadı. Halkın ona duyduğu güven o kadar büyüktü ki yöre kadınları yazdığı reçeteleri muska niyetine başlarındaki başlıklarda saklıyordu. Ancak onun zihni, yalnızca günlük hizmetle yetinmiyor; bilimsel soruların peşinden gidiyordu.
Amerika Yılları ve DNA Onarımına Giden Yol
1971 yılında NATO-TÜBİTAK bursuyla ABD’ye gitti. Başlangıçta dil ve uyum sorunları nedeniyle Türkiye’ye dönmek zorunda kaldı; ancak vazgeçmedi ve tekrar ABD’ye giderek Dr. Rupert’ın laboratuvarında çalışmaya başladı.
Aylar süren başarısız denemelere ve “laboratuvar sana göre değil” diyenlere rağmen pes etmedi. Fotoliyaz genini klonlamayı başardı. Daha sonra Yale Üniversitesi’nde bakteriyel DNA’daki hasarlı bölümlerin nasıl kesilip çıkarıldığını keşfetti. 1991 yılında ise bu mekanizmanın insanlarda 16 gen tarafından yönetildiğini ortaya koydu. Bu çalışmalar, hücrelerin hasar gören DNA’yı nasıl onardığını açıklayan temel mekanizmaları aydınlattı.
Bilimsel Derinlik ve Nobel’e Giden Süreç
Aziz Sancar’ın çalışmaları, DNA onarımı üzerine yoğunlaştı. Ultraviyole ışınlar, kimyasallar ve ilaçlar nedeniyle oluşan hasarların hücre tarafından nasıl giderildiğini ortaya koydu ve bu alanda en az altı farklı onarım mekanizmasını tanımladı. Daha sonra biyolojik saat üzerine yaptığı çalışmalarla, bu sistemin temel parçalarından biri olan kriptokrom enzimini keşfetti.
Bu birikim, 7 Ekim 2015 sabahı Stockholm’den gelen telefonla taçlandı. Aziz Sancar, Paul Modrich ve Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü’ne layık görüldü. Ödül, 10 Aralık 2015’te İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar, bu ödülü şu sözlerle Anıtkabir’e bağışladı: “Bu ödül Aziz Sancar’a değil, Atatürk’e ve Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitim devrimine verilmiştir.”
Başarıyı Tanımlayan Şey: İç Sükûnet
Aziz Sancar, her bilimsel keşfi bir zafer olarak değil, bir iç sükûnet hâli olarak tanımlar. Onun için en büyük ödül, gelecekte bir Türk çocuğunun kitaplarda adını görüp: “Bunu bir Türk yaptı, biz de yaparız” diyebilmesidir. Bu nedenle onun başarıları, bireysel bir zirveden çok toplumsal bir miras niteliği taşır.
Aziz Sancar’ın hikâyesi bize şunu hatırlatıyor: Gerçek başarı, yalnızca ulaşılan hedeflerde değil; o hedeflere giderken kim olarak kaldığımızda saklıdır. Onun başarı hikâyesi sessiz, derin ve istikrarlı bir yolculuktur… Bilimi karakterle, başarıyı değerle buluşturan bir hayat. Ve belki de bu yüzden Aziz Sancar yalnızca bir Nobel ödüllü bilim insanı değil, kalıcı bir ilham kaynağıdır.
Aziz Sancar’ın Aldığı Ödüller ve Uluslararası Takdirler
- 1984: ABD Ulusal Bilim Vakfı Genç Araştırmacı Ödülü
- 1990: Amerikan Fotobiyoloji Derneği Ödülü
- 1995: ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH) Ödülü
- 1997: TÜBİTAK Bilim Ödülü
- 2001: Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü
- 2004: Amerikan Sanat ve Bilimler Akademisi Üyeliği
- 2005: ABD Ulusal Bilimler Akademisi Üyeliği (İlk Türk)
- 2006: Türkiye Bilimler Akademisi Asli Üyeliği
- 2007: Vehbi Koç Ödülü
- 2015: Nobel Kimya Ödülü
- 2025: Türk Dünyasının Kültür Elçisi Unvanı
Ayrıca eşi Gwen Sancar ile birlikte Aziz & Gwen Sancar Vakfı’nı kurarak ABD’de öğrenim gören Türk öğrenciler için Carolina Türk Evi’ni hayata geçirdi.
Koru Coaching Magazine, Sayı 13 – 2026 Ocak








0 yorum