Yük Taşıyamayan Eşek

Ahmet Can
“Her yavaşlık kusur değildir; bazen hikmettir.”
Bir köyde, yük taşımakla görevli bir eşek vardı.
Her sabah sırtına bir çuval yüklenir, aynı yolu yürür, akşam aynı ahıra dönerdi.
Diğer eşekler iki çuval taşırken o tek çuvalla yetinirdi.
Bazen yolda durur, bazen yavaşlar, bazen de geride kalırdı.
Köylüler ona bakar ve derlerdi ki:
“Bu eşek zayıf.”
“Bu eşek tembel.”
“Bu eşek işe yaramaz.”
Günlerden bir gün köye yoldan geçen bir bilge uğradı.
Eşeklere baktı, yükleri tarttı, yolu seyretti.
Sonra uzun süre sustu.
“Bu eşek yükü az taşıyor, çünkü yolu sizden önce görüyor.”
Köylüler şaşırdı.
Bilge devam etti:
“Yolun en dar yerini, en kaygan taşını, en dik eğimini ilk o fark ediyor. Çünkü onun gözü yolda, sizin gözünüz malda. Bu eşek biliyor ki, taşıyamayacağı yük onu düşürür. O yüzden ağır yükten kaçmaz; düşmekten sakınır.”
Sonra bilge ekledi:
“Her yavaşlık tembellik değildir.
Her az taşıyan güçsüz değildir.
Bazıları ağır yükü değil, emaneti taşır.”
O günden sonra köylüler yükleri değiştirdi.
Kırılacak eşyaları, hassas kapları, camları bu eşeğe verdiler.
Eşek yine yavaş yürüdü.
Ama hiçbir şey kırılmadı.
Ve köy şunu anladı:
Sorun eşekte değil, ona yüklenen beklentideydi.
Bilge köyden ayrılırken son bir cümle bıraktı:
“İnsanı yüküyle değil, yükle kurduğu ilişkiyle tanı.”
Ahmet Can