Anlamın Gölgesinde

Selma Çalışkan
Yaşam Koçu Kişisel Gelişim Uzmanı
@kozmikekol
“Belki de en büyük yanılgımız, anlamın büyük, ihtişamlı bir cevap olmasını beklememizdir. Oysa belki de en derin anlam, sessizce yaşadığımız o küçük anların içindedir.”
Bazı sorular vardır cevaplanmak için değil, yaşamak içindir.
- “Ben kimim?”
- “Burada ne yapıyorum?”
- “Bütün bunların bir anlamı var mı?”
Belki de çocukken sormaya başlarız. Sonra büyür, öğrenir, unutur ve koşturmacanın içinde kaybolur gideriz. Ta ki bir gün, o sorular içimizde yeniden yankılanana kadar…
Bu sorular, bazen yaşadığımız bir kayıp anında, bizi sarsan bir hastalıkta, hayatı alt üst eden bir kazada ya da çıkmaza sokan ekonomik darboğaz ile derinlerden yüzeye çıkar. O güne kadar bildiğimizi sandığımız her şey, bir anda anlamını yitirebilir. Günler geçer, insanlar konuşur, dünya dönmeye devam eder ama içimizdeki büyük sessizliğin sesi bir türlü susmaz. İçimizde tanımlayamadığımız bir boşluk hissi ile kalakalırız. Sanki bir şeyler eksiktir.
“Bunun anlamı ne?” diye sorsak da defalarca, beklenen cevap bir türlü gelmez. Zamanla anlam denilen şeyin dışarıda hazır bekleyen bir formül olmadığını, onu bizim inşa ettiğimizi fark ederiz.
Anlam arayışı, belki de insanın en temel dürtülerinden biridir. Victor Frankl, İnsanın Anlam Arayışı kitabında, bunun insanın hayatta kalma gücünü bile etkileyebileceğini söyler. Çünkü anlam, sadece zihinsel bir tatmin değil, varoluşumuzun dayanağıdır.
Bazen en büyük sorularda değil, en küçük anların içinde saklıdır “Anlam”. Bazen de bir kahve kokusunda, bir dost sohbetinde, bir kitabın satır aralarında gizlidir… Kimimiz anlamı inançta, kimimiz sanatta, kimimiz ilişkilerde buluruz. Ama belki de en önemlisi, anlamı sadece “bulmak” değil, onunla “yaşamak” gerektiğidir.
Yolun sonu değildir. O yolda attığımız her adımda kendini var edendir “Anlam”.
Bazen anlam koyamayız hiçbir şeye ve aramaktan vazgeçeriz. İlk başta büyük bir boşluk doğar. Çünkü insan, kendisini ileriye taşıyan bir sebep olmadan uzun süre var olamaz. Sabahları neden kalktığımızı, neden çalıştığımızı, sevdiklerimizi neden sevdiğimizi bile sorgulamaya başlarız. Günler birbirinin aynısı olur. Anlam yoksa, hedef de yoktur. Hedef yoksa, insan sadece hayatta kalır ama gerçekten “yaşamaz.”
Anlam arayışını bırakmak, bazen özgürleştirici de olabilir. Hayatın yükünü hafifletir. Sürekli bir cevap aramak yerine, o anı yaşamaya başlarız. Güneşin doğuşuna anlam yüklemeye çalışmadan, sadece izleriz. Bir fincan kahve içmenin, bir dostla gülmenin, sıradan bir günün içinde kaybolmanın bile yeterli olduğunu fark ederiz.
Anlam arayışını bırakmak, bizi ya büyük bir boşluğa ya da gerçek özgürlüğe götürür. Seçim, her zaman bizdedir. Belki de en büyük yanılgımız, anlamın büyük, ihtişamlı bir cevap olmasını beklememizdir. Oysa belki de en derin anlam, sessizce yaşadığımız o küçük anların içindedir. Ve anlam arayışı, hiçbir zaman gerçekten bitmez. Çünkü insan, her defasında kendini ve dünyayı yeniden keşfetmeye devam eder.
Belki de asıl mesele şu: Aramaya devam etmek mi, yoksa hayatı olduğu gibi kabul etmek mi bizi gerçekten özgür kılar?
Not: Hayatın anlamını yitirdiğini hissetmek ve yoğun bir boşluk duygusu içinde olmak bazen klinik destek gerektiren bir durum olabilir. Eğer bu duygular günlük yaşamınızı sürdürmenize engel oluyorsa, bir yaşam koçunun yanı sıra psikiyatrist veya psikolog gibi uzman hekimlere başvurmanız önemlidir.
Yazının Tamamı Koru Coaching Magazine 2025 Nisan Sayısında
0 yorum