Harekete Geçmenin Psikolojisi: Azim, Tutku Ve Kararlılıkla Dolu Bir Yolculuk

Published by koru on


Mürüvvet Kara
Klinik Psikolog

“Eğer bir başarısızlıkla karşılaştığımızda ‘Ben bunu yapamıyorum’ demek yerine, ‘Henüz yapamıyorum, ama öğrenip yapabilirim’ diyebiliyorsak, bu, bizim yola devam etme gücümüzü katlar.”

Bazen hepimiz kendimize “Neden başlayamıyorum?” diye sorarız. O muhteşem fikirler, o büyük hayaller zihnimizde parlıyor, ama bir türlü ilk adımı atamıyoruz. Ya da başlıyoruz, ama ilk engelde pes edip kendimizi geride buluyoruz. “Yapamazsın” dediklerinde yapamıyoruz. İşte tam bu noktada, Angela Duckworth’un Azim kavramı devreye giriyor ve bize başarıya giden yolda sadece yeteneğin değil, aynı zamanda tutkunun ve kararlılığın ne kadar belirleyici olduğunu anlatıyor. Bu kavram, benim için harekete geçmenin psikolojisini anlamak adına bir anahtar oldu. Çünkü anladım ki, eyleme geçmek anlık bir motivasyon patlaması değil, köklü bir zihniyet meselesi.

Bir şeyi gerçekten başarmak istiyorsak, o isteğin içimizden gelmesi gerekir. Angela Duckworth’un tutku dediği şey tam da bu. Bir işe karşı duyduğumuz derin bir ilgi, bir sevgi… Eğer yaptığımız işin kendisinden keyif almıyorsak, sadece dışsal ödüller için (para, unvan, takdir) yapıyorsak, ilk zorlukta vazgeçme ihtimalimiz çok yüksek. Bu, benim en çok etkilendiğim noktalardan biri. Çünkü insan, sevdiği bir şeyi yaparken sadece bir görev yerine getirmez, bir misyonun parçası haline gelir. Bir yazarın tutkusu, sadece bir kitap yazmak değil, o kitapla birilerine ilham vermek olabilir. Bir girişimcinin tutkusu, sadece kâr etmek değil, yarattığı değerle bir sorunu çözmek olabilir. Bu içsel bağ, bizi zor zamanlarda ayakta tutan en sağlam köprüdür.

Harekete geçmek belki kolaydır, ama o hareketi sürdürmek en büyük sınavdır. İşte Angela Duckworth’un sebat kavramı burada devreye giriyor. Bir hedefe ulaşmak için gösterilen ısrarlı ve istikrarlı çaba. Düşünsenize, bir maraton koşucusunun yarışı bitirmesi sadece hızlı koşmasına bağlı değildir. Aynı zamanda düştüğünde kalkmasına, yorulduğunda devam etmesine bağlıdır. Hayat da böyle değil mi? Başarıya giden yol, inişli çıkışlı bir arazidir.

Bu yolda bize en büyük yardımı büyüme zihniyeti sağlıyor. Psikolog Carol Dweck’in bu harika kavramı, yeteneklerin doğuştan gelen ve değişmez şeyler olmadığına, aksine çabayla geliştirilebileceğine inanmaktır. Eğer bir başarısızlıkla karşılaştığımızda “Ben bunu yapamıyorum” demek yerine, “Henüz yapamıyorum, ama öğrenip yapabilirim” diyebiliyorsak, bu, bizim yola devam etme gücümüzü katlar.

Azim ve büyüme zihniyeti el ele verdiğinde, durdurulamaz bir öğrenme ve gelişim döngüsüne gireriz. Tutkumuz var, sebât etmeye de hazırız. Peki nereye gidiyoruz? İşte bu sorunun cevabı kararlılık ve net bir hedef belirleme yeteneğinde yatıyor. Kararlılık, dikkatimizi dağıtmadan, tek bir hedefe odaklanma becerisidir. Dijital çağda bu, her zamankinden daha zor. Sürekli gelen bildirimler, sınırsız bilgi akışı… Bizi asıl amacımızdan kolayca saptırabiliyor.

Bu kaosta kaybolmamak için hedeflerimizi netleştirmemiz şart. “Daha sağlıklı olmak istiyorum” demek yerine, “Her sabah 30 dakika yürüyeceğim” demek, eyleme geçmeyi ve o eylemi sürdürmeyi çok daha kolay hale getiriyor. Bu, hayali gerçeğe dönüştüren sihirli bir formül gibi. Angela Duckworth’un Azim kitabı, benim için sadece bir kavramı anlatmaktan öte, bir yaşam felsefesi sundu. Başarının sadece deha veya şans eseri olmadığını, ardında tutku, sebat ve kararlılıkla dolu bir zihniyetin yattığını gösterdi. Harekete geçmek tek bir anlık eylem değil, sürekli bir döngü. Bu döngüde tutkumuzla başlıyor, kararlı adımlarla ilerliyor, karşılaştığımız engellerden ders çıkarıp daha güçlü bir şekilde yolumuza devam ediyoruz.

Unutmamak gerekir ki, her birimiz içimizde bir potansiyel barındırıyoruz. Bu potansiyeli ortaya çıkarmak için sadece beklememek, o ilk adımı atmak ve düşsek bile tekrar kalkmak gerekiyor. Hayat, bize sürekli “Harekete geç” diyor. Bu çağrıya cevap vermek için sadece yetenekli olmak yetmez, aynı zamanda azimle dolu olmak gerekir. Şimdi kendimize şu soruyu sorma zamanı: Gerçekten neye tutku duyuyoruz? Bu sorunun cevabı, bizi harekete geçmeye iten ilk kıvılcım olabilir.

Mürüvvet Kara
Klinik Psikolog

Yazının Tamamı Koru Coaching Magazine 2026 Ekim Sayısında