Tasavvuf ve Temel Değerler

Abdurrahman Killikli
İlahiyatçı
“İnsanın kalp ve ruh dünyasını korumayı ve geliştirmeyi esas alan Tasavvuf, öncelikle beş temel değer üzerinden yükselir. Bu değerlere sahip olunmadan insan-ı kâmil olma ufkuna yükselmek mümkün değildir.”
Merhaba sevgili dostlar. Koru Coaching Magazine’de “Tasavvuf ve Kişisel Gelişim” başlığı altında sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Umarım kişisel gelişim yolculuğuna Tasavvuf penceresinden bakarak sizlerle güzel ve faydalı paylaşımlarda bulunuruz.
Öncelikle Tasaavvuf nedir sorusuyla başlamak istiyorum bu yazıya. Sonra da derginin bu sayıdaki teması olan “değerler” üzerinde duralım. Tasavvuf bazen sufizm diye de adlandırılır. Basitçe tanımlamak gerekirse tasavvufu, insanın hem bedenen, hem de kalben ve ruhen insan-ı kamil olma yolculuğudur diyebiliriz. Bir başka ifadeyle tasavvuf kalbi ve ruhu kötü huylardan temizleyerek insanın “kemale erme” yolculuğu, yani “kendisinin en iyi versiyonu” olma yolculuğudur.
Kelime olarak da “tasavvuf” Arapça “safa” kökünden saflaşma anlamına gelmektedir. Tarikat kavramı ise insanların bu amaca yönelik olarak tarih için oluşturmuş oldukları organizasyonları ifade etmektedir. Bu yolculuğun neyi ifade ettiği veya nasıl olması gerektiğine dair tasavvuf ehlinin çeşitli tanımları ve yorumları bulunmaktadır. Bu tanımlardan bir kaçını vererek konuya bakış açımızı biraz daha genişletelim isterseniz.
Tasavvuf Nedir?
Tasavvuf ehlinin ilk büyüklerinden Cüneyd-i Bağdâdî (830-909) “Tasavvuf; Allah’ın, seni sende öldürüp, Kendinde ebediyen diri kılmasıdır.” diyerek nefsin bütün kötü duygulardan arındırılarak tamamen Allah sevgisi ile dolmasını işaret eder.
Abdülkadir Geylani’ye (1078-1166) göre “Tasavvuf hâldir, söz değildir, söz ile ele geçmez”. Yani önemli olan kişinin söylemi değil eylemidir. Kişinin insan-ı kamil olduğunu gösteren sözleri değil onun davranışlarıdır.
Nişaburlu alim Abdülmelîk bin Muhammed Harkûşî (Ö:1015) ise şöyle der; “Tasavvuf ehlinin üç vasfı vardır. Toprak gibidir, iyiye de, kötü kimseye de verir. Bulut gibidir, her şeyi gölgeler. Yağmur gibidir, sevilen kimseyi de, sevilmeyen kimseyi de sular.”
Faslı alim Ebu Bekir el-Kettani’ye (1873-1909) göre “tasavvuf, ahlâktan ibarettir. Bu bakımdan ahlâkı senden yüksek olan, senden daha fazla arınmış demektir.”
Bu tanımlardan da görüldüğü üzere Tasavvufun dikey ve yatak olmak üzere iki önemli boyutu bulunmaktadır:
- Tasavvufun dikey boyutu kişinin kendi iç dünyası ile ilgilidir. Yani kişinin kalp ve ruhunu her türlü kötülüklerden arındırarak kemale erdirmesi ile ilgilidir. Bir başka ifade ile kişinin güçlü ve zayıf yönleri ile kendini tanıması, iç yaşamını keşfetmesi, insanın aslını idrak ederek özünü bulmasıdır.
- Tasavvufun yatay boyutu ise, kişinin dış dünyası ve çevresiyle ilişkisini işaret eder. Kötü de olsa tüm insanlara, şefkatli ve merhametli olmak, iyi davranmak, iyilik yapmak. Yer yüzünde Allah’ın halifesi sıfatıyla hayvanlara, bitkilere ve doğaya karşı sorumluluk duygusu ile birlikte sevgi ve merhametle yaklaşmak.
Tasavvufun dikey boyutu inanılan şeyleri içselleştirme ile ilgiliyken yatay boyutu davranışlar ile ilgilidir. Kişi içsel dünyasında ne kadar derin ve samimiyse dış dünyaya yansıyan davranışları da o nisbette iyi olacak ve insan-ı kamil yolunda ilerleyecektir. İnsanın içsel dünyası ile davranışları bir birine zıtsa, söylem ve eylem birliği yoksa o kişi de bütünlük, ihlas, ihsan ve samimiyet de yok demektir. Böyle bir kişi en azından “ameli münafık”olarak görülür, bundan daha kötüsü ise “itikadi münafıklıktır” ki, bu İslama göre küfürden de daha aşağı bir durumdur. Yani inanmadığı halde inanmış gibi görünerek insanlara iki yüzlü davranmak.
Tasavvuf ve Değerler
Etik ve sosyal bilimlerde değer, hangi eylemlerin yapılmasının en iyi olduğunu veya hangi şekilde yaşamanın en iyi olduğunu belirleme veya farklı eylemlerin önemini tanımlama amacıyla bir şeyin veya eylemin önem derecesini belirtir. Bu nedenle değerler, bir kişinin doğru ve yanlış duygusunu veya “olması gereken” şeyi yansıtır. Değerler, tutumları ve davranışları etkileyen en önemli etkenlerden biridir.
Değerler farklı ölçütlere göre farklı şekillerde sınıflandırılmaktadır. Örneğin değerler ilgili oldukları alanlara göre aile değerleri, toplumsal değerler, milli değerler, dini değerler, evrensel değerler gibi çeşitli başlıklar altında sınıflandırılabilir. Diğer başka ayrımları şöyle sıralayabiliriz.
- Amaç değerler ve araç değerler (Rokeach)
- Bilimsel, Ekonomik, Estetik, Sosyal, Politik, Dindar (Eduard Spranger; Allport, Venan ve Lindzey)
- Pragmatik Değerler – İdeal Değerler (Lenski ve Lenski)
- Güç, Başarı, Hazcılık, Uyarım, Özyönelim, Evrenselcilik, İyilikseverlik, Geleneksellik, Uyma, Güvenlik (Schwartz)
Tasavvuf Açısından Temel Değerler
Tasavvuf açısından değerlere gelecek olursak. Tasavvuf İslam dininin ortaya koyduğu ilkeler ve disiplinler çerçevesinde gelişmiş bir yaklaşımdır. Fıkıh nasıl ki İslam’ın temel ilkeleri çerçevesinde ortaya çıkmış olup ibadet ve toplumsal düzenle ilgiliyse, tasavvuf da ayı şekilde İslam’ın temel ilkeleri çerçevesinde ortaya çıkmış olup, insanın öncelikle iç dünyası ile ilgili bir yaklaşımdır. Dolayısıyla tasavvufu İslam’ın temel ilkelerinden ayırmak mümkün değildir.
Beş Temel Değer
İslam âlimleri Kur’an’dan ve Peygamber Efendimiz’in (SAV) sünnetinden çıkardıkları anlam ekseninde İslâm dininin korumayı amaçladığı beş temel değer belirlemişlerdir. Bunlar; can, mal, akıl, nesil ve dindir. Tüm İslam fıkhı bu beş değer üzerinden yükselip genişlediği gibi tasavvuf da bu beş değer üzerinden şekillenmiştir. Bu temel beş değerin nihai amacı hem bireysel hem de toplumsal olarak dünyayı insan için huzur ve mutluluk içinde yaşanabilir kılmaktır. Şimdi bu değerler üzerinde kısaca duralım
1- Can Yani Hayatın Korunması:
İslama göre Allah insana bütün varlıklar içinde ayrı bir değer vermiş ona akıl ve irade vererek yeryüzüne halife kılmıştır. Bu sebeple de insan hayatının korunması dinin temel değerleri arasında sayılmıştır. Hayatın korunması, insanın ruh ve beden bütünlüğünü, fiziki-biyolojik ihtiyaçlarını karşılamayı, sağlığını korumayı ifade eder. İnsan şeref ve onurunun güvence altına alınarak, temel özgürlüklerinin baskı altına alınmaması gibi manevi değerler de “hayatın korunması” değeri içinde değerlendirilir.
Kur’ana göre kim, haksız yere bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur. (Maide/32) Peygamber efendimiz (sav) de Veda Hutbesinde bütün insanlara şöyle sesleniyor “Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise bu aylarınız nasıl mukaddes ay ise bu şehriniz (Mekke) nasıl bir mübarek şehir ise canlarınız, mallarınız, namuslarınız da mukaddestir, her türlü tecavüzden korunmuştur… Rab’biniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Arap’ın Arap olmayana Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi kırmızı tenlinin siyah üzerine siyahın da kırmızı tenli üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O’ndan en çok korkanınızdır…. Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız:
- Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız.
- Allah’ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı, haksız yere öldürmeyeceksiniz.
- Zina etmeyeceksiniz.
- Hırsızlık yapmayacaksınız.” (Buhari Hacc 132)
2- Aklın Korunması:
İnsanı diğer canlılardan ayıran en temel özellik akıldır. Allah Kur’an Kerim de sürekli olarak insanın aklını kullanmasını ve onu korumasını istemektedir. Ku’an’da pek çok kez “Ey akıl sahipleri, ibret alınız”, “Aklediniz, düşününüz”, “Hala düşünmez misiniz?” gibi ayetler geçmektedir.
Aklın korunmasındaki maksat, aklın düşünme yeteneğini zayıflatacak ve kaybettirecek davranış ve alışkanlıklardan uzak durulması ve aklın güçlendirilmesidir. Bu nedenle İslam dini, akıl sağlığını bozacak davranış ve alışkanlıkları özellikle alkol ve uyuşturucu maddeleri yasaklamıştır:
3- Malın Korunması:
İnsanın malı ve mülkü olmadan dünyada yaşaması ve mutlu olması mümkün değildir. İslam dini, malın insan hayatındaki önemini esas alarak, mala yönelik her türlü saldırı ve tecavüzü yasaklamıştır. Bu nedenle kişinin malının korunması adına hırsızlık, kumar ve fazi yasaklanmıştır. Kur’an’da bu konuda şöyle buyrulur: “Batıl (haksız, haram) yollarla birbirinizin malını yemeyin.”(Nisa 29) “Ölçtüğünüzde ölçmeyi tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha hayırlı, sonuç bakımında daha güzeldir.”(İsra 35)
4- Neslin Korunması:
Dünya hayatında huzurlu ve mutlu bir hayat, insan neslinin devamı ve korunmasına bağlıdır. Neslin devamı ise üreme ve çoğalma iledir ve bu da aile ile olur. İslam dini, neslin devamı ve korunması için insanları evlenmeye yönlendirirken, evlilik dışı ilişkileri, insan fıtratına ve aile hayatına aykırı olan hem cins beraberlikleri yasaklamıştır.
5- Dinin Korunması:
Din insanların bu dünyada mutlu ve huzurlu bir hayat sürebilmeleri için bireysel ve toplumsal bazı kurallar ve değerler ortaya koymuştur. İnsanlar hayatını bu esaslara ve değerlere göre düzenler ve yaşarlarsa huzur ve mutluluk içinde yaşayabilirler. Kurulu olan bu düzen de İslam alimleri tarafından korunması gereken beş değerden biri olarak kabul edilmiştir.
İnsanın kalp ve ruh dünyasını korumayı ve geliştirmeyi esas alan Tasavvuf öncelikle bu saydığımız beş değer üzerinden yükselir. Bu değerlere sahip olunmadan insan-ı kamil olma ufkuna yükselmek de mümkün değildir. Diğer bir anlatımla örneğin insanların canına, onuruna, şerefine, malına, kul hakkına saygılı olmayan bir insanın tasavvuf ehli olması, insan-ı kamil yolcusu olması mümkün değildir.
Değer Olarak Takva nedir?
Ancak bütün bu değerlerin toplandığı en temel değer takvadır. Takva dini literatürde İslamın emir ve tavsiyelerine uyma, haram ve günahlardan kaçınma hususunda gösterilen titizlik anlamına gelir ve çoğunlukla Allah’tan korkma ile ifade edilir. Ancak bu korkma mehafetullah denilen içinde sevgi ve saygıyı da barındıran bir korku olup bir şey veya olay karşısında yaşanılan şok edici bir korku değildir. Nasıl ki bir çocuk annesini ve babasını hem sever hem de onlardan çekinir ve korkarsa, bu da öyle bir korkudur. Örneğin bir çocuk annesi ve babasından tirtir titreyecek şekilde korkmaz. Çocuk annesinden babasından çekinir ve onların kızacağından korkar, bunu bildiği halde merak duygusuyla yaramazlık yapmaktan da geri durmaz. Annesi onu azarlayıp, bağırıp, çağırsa bile yine kendisini annesinin şefkat kucağına atar. Çünkü çocuk annesini kendisiyle bir bütün gibi görür, ondan çekinir ve korkar ama, sevgisi çekinme ve korkmasından çok daha güçlüdür. Bu nedenle Allah korkusunun özünde Allah sevgisi vardır. İşte bu sevgi, saygı ve korkuyu içinde barındıran “takva” bütün değerlerin özünü oluşturur.
Bu nedenle Tasavvufa göre insan-ı kamil olma yolculuğu marifetullah, muhabbetullah ve zevki ruhani mertebelerinden geçer. İnsanın marifeti arttıkça, sevgisi de artar, sevgisi arttıkça zevki ruhaniye yani mutluluğa ulaşır.
Abdurrahman Killikli
İlahiyatçı
0 yorum