Kendinizi Keşfetmeye Hazır mısınız?

Gülşah Çidem Rehber Öğretmen & Profesyonel Koç
“Arada sırada o yaşam treninden inmek ve etrafımıza hissederek bakmak gerekir.”
Değişimin ve dönüşümün hızla yaşandığı bir çağda yol alıyoruz. Özellikle dijital alanda görülen gelişmelerin yanı sıra toplumsal, kültürel, ekonomik ve sosyo-duygusal değişimleri de hızlıca kabul etmeye adapte oluyoruz.
Hızına yetişmekte zorlandığımız tüm bu güncel bilgi ve yaşam pratikleri sonucunda, kişisel yaşamlarımızda da yeni versiyonlarımıza ulaşmak durumunda kalıyoruz. Alışkanlıklarımız, eskiden beri var olan bilgi ve tecrübelerimiz; yaşadığımız çağın ihtiyaç ve beklentileri doğrultusunda değişiyor. Değişen koşullarla birlikte duygu ve davranışlarımız da biçimleniyor. Her türlü kanal aracılığıyla istediğimiz kadar alabildiğimiz sınırsız bilgi havuzunda, kendi ihtiyaçlarımıza yönelik adımlar attığımız bir sistem içindeyiz. Bu da yaşamdaki farkındalık eşiğimizi giderek yükseltiyor.
Öz farkındalıkla attığımız her adımın yaşam doyumlarımızı artırdığını gözlemliyoruz. Basit bir örnek verecek olursak; öfkeli hissettiğimiz bir anda —bu; ofiste bir toplantı sırasında olabilir ya da trafikte sıkışmış ve yetişmek durumunda olduğumuz bir randevumuzda olabilir— içinde bulunduğumuz durumları kontrol edemediğimiz her “an”da sakince kalarak, derin nefes alıp kendi içimize dönerek hissetmeyi seçeceğimiz duygulara odaklanmamız şeklinde olabilir.
Dolayısıyla iyi bir duygu yöneticisi olabilmek için duygusal farkındalığa ihtiyacımız var. Ne hissettiğimizin, neyi deneyimlemek istediğimizin, hangi davranışları sergilemeyi seçtiğimizin farkına varmamız bizi şefkatle destekleyecektir.
Yüksek hızlı trende yolculuk yapanlar bilirler. Trenin hızı öyle yüksektir ki dışarıdaki manzarayı takip etmek çok da mümkün olamaz. Trende hızla giderken dışarıda görebildiğimiz tek şey net olmayan, detayları fark edemediğimiz görüntüler bütünüdür. Doğanın o eşsiz güzelliğini göremeyiz ya da mis kokulu bir çiçeğin kokusunu içimize çekemeyiz. Bir yaprağa tırmanmaya çalışan yeşil tırtılın minik adımlarını fark edemeyiz. Yere çıplak ayakla basıp toprağın ayaklarımızı gıdıklayan dokusunu deneyimleyemeyiz. Çimlerin üzerine uzanmanın, tenimize nazikçe dokunuşunun verdiği huzuru hissedemeyiz. Aslında en çok hissetmeye ve görmeye ihtiyacımız olan şeylere bakıp geçeriz. Derinleşemeden, yüzeyde akıp gider yaşamlarımızdan en tatlı detaylar ve anlar.
Sizce yaşamlarımız da öyle değil mi? Hızlı bir akışın içerisinde sürüklenip giderken yaşamlarımızın birer izleyicisi gibiyiz çoğu zaman. Arada sırada o yaşam treninden inmek ve etrafımıza hissederek bakmak gerekir. Yaşamın hakkını vererek, gerçekten ne istediğini fark ederek yaşamak gerekir.
Yaşamda kaç yıl değil, nasıl ve ne şekilde yaşamak istediğini bulmak önemlidir. O halde hepimiz birer duygusal kaşif olarak merakla bakmalıyız hayatlarımıza.
Şimdi sıra sizde. Gerçekten kendi yaşamınızın izleyicisi misiniz yoksa yaşamı deneyimleyenlerden misiniz?
Gülşah Çidem Rehber Öğretmen & Profesyonel Koç
Yazının Tamamı Koru Coaching Magazine 2023 Ekim Sayısında
0 yorum