Ben Oyuncak Alabilir Miyim?

Published by koru on


“Sevgi, acıları tatlıya çeker, tatlılaştırır. / Çünkü sevgilerin aslı, doğru yola götürmedir.”

Mevlana

Merhaba sevgili dostlar;

Hepimizi derin üzüntü ve yasa boğan deprem ile sarsıldık. Derin acılar yaşadık, yaşıyoruz. Derin yaralar aldık. İnanıyorum ki bu zor günleri acılarımızı paylaşarak, yaralarımızı sararak, birbirimizin yanında olmaya devam ederek aşacağız.

Antalya Olimpos’ta yaşıyorum. Depremden altı gün sonra depremzede canlarımız buradaki otel ve pansiyonlara yerleştirilmeye başladı. Sizlerle burada yaşadıklarımdan kısaca bahsedip (tamamı kitaplara sığmaz) depreme farklı bir açıdan bakmak istedim.

Misafirlerimizin geldiğini duyunca çok sevinmiş ve heyecanlanmıştım. Sıcak bir odada kalabilecekler, sıcak yemek yiyebilecekler, sıcak giysileri olacak, üşümeyeceklerdi. (Bu imkânlar tüm deprem bölgesindeki canlar için olsaydı…) Acılarını paylaşabilecek, yaralarını bir nebze de olsa sarabilecektik. Yalnız olmadıklarını söyleyip kucaklayabilecektik.

Burada hepimiz seferber olmuştuk; farklı illerden gelen yüzlerce misafirimiz vardı. Yüzlerce acı, yüzlerce korku, yüzlerce umutsuzluk ve çaresizlik vardı. Öyle büyüktü ki; “Nasıl teselli olacak, nasıl düzelecek, nasıl dinecek bu acı?” diye düşündüm. Evladını, ailesini, evini, sevdiklerini, işini, aşını, dostunu, arkadaşını, anılarını, geçmişini, yaşadığı şehri kaybetmiş bu kadar can nasıl bu acılara dayanacak? Nasıl sarılacak? Bir an ümitsizliğe kapıldım ama Allah’a olan inancımdan biliyorum ki sabrını da verecek, gücünü de verecek. Kolay olmayacak belki ama zamanla bu acılar küllenecek, bu yaralar sarılacak. Ve şunu da biliyorum ki; yüreklerde bu acıların, bu yaraların izleri hep olacak ve unutulmayacak. Ekranlardan izliyoruz içimiz yanıyor ama burada yaşayarak bu acılara canlı şahit olmak daha da içini yakıyor insanın. Deprem bölgelerinde şu anda yaşananların, ekranda gördüklerimizden çok daha vahim, çok daha büyük acıların yaşandığını gösteriyor. Öyle bir büyük olsam, kollarım öyle bir uzun olsa her birini kucaklasam! Hepsini yüreğimde hissediyorum.

Acılar paylaşıldıkça külleniyor, yürekteki ateş gözyaşlarıyla sönmeye başlıyor. Bir kez daha şahit oldum ki birbirimize ekmek kadar, su kadar ihtiyacımız var. Birbirimizi sevmeye ihtiyacımız var. Onların da buna ihtiyacı vardı. Ellerinin tutulmaya, yüreklerinin sevilmeye ihtiyacı vardı. Soru sormadan sessizce dinlenilmeye, acılarını gözyaşlarıyla yıkamaya ihtiyacı vardı.

Hatay’dan gelen bir Can’ımız vardı; ayakta duracak hali yok, konuşmuyor, ağlıyor, yemiyor; perişan bir haldeydi. Acısının çok büyük olduğu belliydi. Yanına gidip oturdum, ellerini tutup hiçbir şey söylemeden sessizce oturdum. Her fırsatta gidiyordum. İkinci gün ellerimi sıkı sıkı tutmaya başladı. Üçüncü gün sarıldım, o da bana sarıldı ve ağlamaya başladı. Birlikte ağladık; acısı çok büyüktü, anlatamıyordu. Ertesi gün yine yanına oturdum, sarıldım; “Yanındayım” dedim. Bir süre öylece kaldık, sonra konuşmaya başladı; ailesinden sekiz kişiyi kaybetmişti ve evini, her şeyini… Adıyaman’dan yeni gelen bir Can’ımız var; ailesinde 25 kişiyi kaybetmiş; tüm ailesi, evi, her şeyi enkaz altında kalmış. Bunlar burada tanıdığım, şahit olduğum sadece iki Can… Soruyorum sizlere; hangi kelimelerle teselli edebilirsiniz? Sözün bittiği yer!

Bu kadar acının içinde güzellikler de var: Çocuklar!

Sizi neşeyle, sevgiyle, umutla tanıştırmak istiyorum: ESİLA…

İlk günlerdi, misafirlerimizin ihtiyaçlarını hazırlayıp veriyorduk. Gelen yardımlar yetersizdi, tüm ihtiyaçları karşılayamıyor, bazılarına hiçbir şey veremiyorduk. Üzerlerinde olan giysilerle gelmişlerdi. Kiminin ayağında ayakkabı yok terlikle dolaşıyor, kiminin üzerinde montu yoktu. Elimizde olanlar uymuyordu. Öyle üzgün, öyle çaresizdim ki… Evet, temin edilecekti; bir taraftan eksiklerin listesini hazırlıyor, alınması için veriyorduk. İlk günlerde kendi imkânlarımızla karşılamaya çalışıyorduk. Her gün yeni misafirlerimiz gelmeye devam ediyordu, yetişemiyorduk. Onları boş göndermek çok ağırıma gidiyordu. Tam bu çaresizliğimin içinde bir ses yankılandı kulaklarımda:

“Ben oyuncak alabilir miyim?”

Bir an öylece kalmıştım. Başımı çevirdiğimde; iri iri siyah gözleriyle bana bakan, uzun dalgalı saçları dağılmış, montu omuzlarından aşağıya düşmüş 4-5 yaşlarında bir kız çocuğuyla göz göze geldik. Sanki her şey donmuş, kocaman boşlukta sadece ikimiz vardık. İçimi bir sevinç kaplamıştı. Yanına gittim tanıştık. Esila… Melek misin Esila? Evet, meleksin… Oyuncakların olduğu bir poşette gördüğü pembe bebeği istiyordu. Hemen verdim, dünyalar onun olmuştu. Öyle mutlu oldu ki gözlerinin içi ışıl ışıldı. Üzerindeki montu biraz büyüktü, alt eşofmanı da büyüktü aşağı düşüyordu, ayağındaki çizmeler çok büyük ve ters giymişti ama hiç umurunda değildi; oyuncak istiyordu. Ne güzelsin Esila… Ne güzel çocuk olmak! Yaşadıkları korku ve travmalara inat bu kadar neşeli, mutlu oyunlar oynamak.

Duam ve dileğim o ki; bu yaşadıkları korku ve travmalar küçücük yüreklerinden, bilinçaltı kayıtlarından, tüm hücrelerinden silinsin. Her zaman böyle neşeli, mutlu, sevgi dolu olsunlar.

Bu pansiyonda 25 çocuğumuz vardı, onlar için oyun alanı oluşturduk; içini her türlü oyuncak, kitap, puzzle, boyama kitapları, oyun hamurlarıyla doldurduk. Her gün onlar için oyun atölyeleri ve etkinlikler düzenlendi. Deprem bölgelerindeki tüm çocukları buraya alabilseydik, her şeye inat hayatı oyun olarak oynayabilseydik, ne çok isterdim. Kollarım tüm dünyayı kucaklayacak kadar büyük olsaydı… Sizleri hiç unutmayacağım. Elimi tutan minik ellerinizi, gülüşünüzü, neşe dolu yüzlerinizi, sevgi dolu bakışlarınızı her zaman hatırlayacağım. Hepinizi çok seviyorum.

Buradaki misafirlerimizi güzel günlerde buluşmak üzere memleketlerine yolcu etmeye başladık. Hayata tutunmak için geri dönüyorlar. Olimpos’ta 8 işletme doluydu ve yaklaşık 1200-1300 kişi misafirimiz oldu. Burada gönüllerini açan tüm işletme sahiplerine ve Olimpos halkına yürekten teşekkür ediyorum. Yurtdışında yaşayan tüm Can’larımıza ve diğer ülkelerden gelen destekler için de minnettarım. Ne güzel bir olmak, beraber olmak, tek yürek olmak. Biz bu duyguyla küllerimizden yeniden doğacağız.

Her birimizin yüreğinde oldu bu deprem. Peki, kendi iç alemimizde yaşadığımız deprem? Bizde neleri yıktı? Kalbimizin etrafına hırs, öfke, kızgınlık, bencillik, yargılama ve kıskançlık tuğlalarıyla ördüğümüz duvarlarımız yıkıldı. Bu enkazdan kalbimizin, özümüzün ışığı sızmaya başladı: Koşulsuz Sevgi.

Kendimize, özümüze ulaşmanın yolu koşulsuz sevgiden, affetmekten ve paylaşmaktan geçiyor. Güzellikleri, sevgiyi çoğalttığımız bir dünya olsun diyorum ve Mesnevi’den bir beyitle kapatıyorum:

“Sevgi, acıları tatlıya çeker, tatlılaştırır. Çünkü sevgilerin aslı, doğru yola götürmedir.”

Zeynep Kalaycı Çanakçıoğlu
Profesyonel Koç

Yazının Tamamı Koru Coaching Magazine 2023 Nisan Sayısında


0 yorum

Bir yanıt yazın

Avatar yer tutucu

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir