Zor Zamanlarda Ebeveyn Olmak

Published by koru on

Gülşah Çidem – Rehber Öğretmen & Profesyonel Koç


“İçimizdeki iyiyi, yaşamımızdaki iyikileri daha çok fark edelim ve tüm bunlar için şükredelim. Geleceğe buğulu karamsarlık penceresi yerine gerçekçi iyimserlik penceresinden bakabilmeye gayret edelim.”

Hepimiz çok zor zamanlardan geçiyoruz. Yaşanan depremler her birimizi büyük ve derin acılarla sınıyor. Hangi kimlikte olursak olalım, insan olarak duygusal fay hatlarımız yara bere içinde. Taşıdığımız sosyal kimliklerimiz arasında en çok da ebeveyn olarak etkilendik yaşadıklarımızdan. Doğrudan travmalara maruz kalmasak bile gördüklerimiz, okuduklarımız veya tanık olduklarımız ikincil travmalar yaşamamıza neden oldu belki de.

Elimizden geldiğince, dilimiz döndüğünce destek olmaya, yardım etmeye çabaladık ve hâlâ çabalamaya devam ediyoruz. Kimi zaman çaresiz hissettik, kimi zaman öfkeli; bazen elimiz kolumuz kalkmadı, bazen de gücümüze güç katarak ayağa kalkıp devam ettik. Bir gün içinde o kadar çok birbirinden farklı duygular hissettik ki elimiz yüreğimizde sevdiklerimize sığındık. Her şeye rağmen açılan derin umut yaralarımızı sarmak için çabalıyoruz var gücümüzle.

İster anne ya da baba olalım, en zor zamanlarda ve en tehlikeli anlarda ilk aklımıza gelen evlatlarımız oluyor hiç şüphesiz. Hemen onların iyi ve güvende olup olmadıklarını düşünüyor; onları korumaya, güvende tutmaya çabalıyoruz. Anne babalar olarak içimizi acıtan, insanın çaresizliğini iliklerine kadar hissettiren pek çok görüntü ve ses kazındı toplumsal hafızalarımıza. Her yanımız acır oldu, en çok da ebeveyn yanımız.

Peki, tüm bu yaşanan olağanüstü durumlarda nasıl olağan davranışlar sergileyeceğiz? Bu denli canımız yanarken çocuklarımıza nasıl anne baba olacağız? Kolay olmasa da psikolojik oksijen maskesini önce bizler takmak durumundayız. İyileşmeye önce kendimizden başlayacağız. Kendimizi ve duygularımızı düzenlemek için çaba göstererek, hatta mümkünse destek isteyerek başlayacağız.

Peki, bunun için neler yapabiliriz?

Zorlu ve güçlü duygularımızı regüle etmek (düzenlemek) için bağ ve ilişki kurmaya çalışabiliriz. Sevdiklerimize, çocuklarımıza, doğaya, hayvanlara ve bitkilere daha özenle, dikkatle bakabiliriz. Arkadaş çevremizden ve akrabalarımızdan sosyal destek görmek bize iyi hissettirecektir. Her zamankinden daha fazla sarılmaya, dokunsal temasa ihtiyacımız var. Bunun için sevdiklerimize daha çok sarılalım.

Yumuşak, tüylü, peluş oyuncak veya nesneler bulunduralım yanımızda. Bu nesneler birden fazla duyuyu harekete geçirmeyi desteklediği için duygusal stabilizasyonumuzu sağlayacaktır. Çocukların oynadığı oyun hamurları veya mutfakta hazırladığınız hamurla sakinliğimizi destekleyebiliriz. Eğer yapabiliyorsak daha fazla olumlu iç konuşmalar, umut dolu cümleler kuralım. Sevgi dili olsun ağzımızda.

İçimizdeki iyiyi, yaşamımızdaki iyikileri daha çok fark edelim ve tüm bunlar için şükredelim. Geleceğe buğulu karamsarlık penceresi yerine gerçekçi iyimserlik penceresinden bakabilmeye gayret edelim. Tüm bunlar yaşanırken kendimizin nasıl olduğunu sormayı hatırlayalım. Duygusal check-up yapmayı veya yaptırmayı ihmal etmeyelim.

Her nerede ne olursa olsun, anne babalar olarak bizler çocuklarımızın yaşamlarını aydınlatan birer el fenerleri gibiyiz. Uzun yollardan geleceğe yürüyen çocuklarımızın yaşam ışıklarını, birbirimizin yüreklerine tutunarak aydınlatalım.

Sevgiyle..

Gülşah Çidem
Rehber Öğretmen & Profesyonel Koç

Yazının Tamamı Koru Coaching Magazine 2023 Nisan Sayısı




0 yorum

Bir yanıt yazın

Avatar yer tutucu

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir